About

Search for content

akademik kapılar

bir hata yapıp ikinci sıraya oturmuştum. evet, koca amfide ikinci sıra. aslında bu işlerin heveslisi iken özellikle otururdum ön sıralara. ama artık, her neyse. hoca ile göz temasımız yaklaşık 5 - 10 dakikadır devam ediyordu. sanırım oturduğum yerden uçup ona sağlam bir kafa atmak için kafam yeterince güzel değildi. bir insanın gözlerimin içine sürekli bakışlar atıp aşağılayıcı laflar etmesi pek hoşuma gitmezdi. hayır, bu kibirden değil. netice itibariyle ben henüz lisans öğrencisi idim, o ise lisans, yüksek lisans ve doktorasını yapmış biriydi. statü ve bilgi olarak benden epey ileride. fakat bu o kadarda kafama taktığım bir şey değildi. zaten mevzunun bu farklılığı sindirmek ile de bir alakası yoktu. neyse, dedim neyse.. arkamda ki hatunun ısrarla sırtıma tekme atması ile kendime geldim. dönüp baktığımda gevrek gevrek gülüyordu. şiddete meyilli bir insan değilim fakat bazen gerçekten şiddet için tahrik edildiğimi düşünürüm. sanırım kızla aramda iki-üç yaş vardı. liseden yeni mezun olmuştu ve ergen izlerini gülüşlerini taşıyabiliyordu. bakışlarımdan hoşnutsuzluğum anlaşılıyor olsa gerek ki kız somurtup önünde ki kağıtlarla uğraşmaya başladı.

- burada ne işim vardı benim? bu soruyu o aralar pek gündemime getirir olmuştum. ve ardından sistemli bir şekilde savrulan küfürlerle konuyu geçiştiriyordum. sanırım bazı sorular vardı ve cevapları benden başka herkes biliyordu. daha fazla dayanamayacaktım bu kaosa. -

hocanın gözlerinin içine baka baka yerimden kalkıp kapıya doğru yol aldım. hoca aşağılayıcı bakışlarına umursamazlığı da eklemişti. herkes rahat.

kapıyı biraz sert kapattım. ama bu sefer aklımda ki soru şu idi;

-Bu kapıyı hocanın ve diğerlerinin mi yoksa kendimin mi suratına çarpmıştım? 

yann tiersen

o şarkıyı bir daha çal yine çal, bu gece arkaplanda sen olacak ulan yann.

kirısmıs

yılbaşı olayı hakkında birkaç şeyler karalamak gerekiyor gibi. yok yahu niye öyle bir gereklilik olsun ki? evet, saçmaydı. herneyse mevzu tam olarak şu ki; şuan üşüyorum. parmaklarımı biraz olsun ısıtabilmek maksadıyla birşeyler karalıyorum. parmak uçlarımla klavye tuşlarını seviştiriyorum bir yerde. yani okunası birşey mi bu bilinmez.

dün gece, yani kırismıs gecesi, dışarda herhangi bir mekana gitmek için yürüyorduk. bu kırismısa özel birşey değil tabii ki. ama iyi bir mazeret.

”içerim lan bu gece, kırismıs oğğlum”  diyor Si. ”İç .mk iç” o an anlıyorum ki; burada ki ”içmek” eylemi amaç oluyor. aslında öyle olmamalı diye geçiriyorum aklımdan, yani ”içmek” eylemi arkaplanda gelişen bir olay olmalı. nasıl bir iş yemeğinde ”yemek” eylemi arkaplanda cereyan eden birşeyse buda öyle olmalı. sonra boşversene diyorum kendi kendime. tüm bunları anlatmanın ne faydası var. kafana göre takıl.

barajyolu’nda herhangi biryere giriyoruz. hoşgeldinizlerle karşılanmıyoruz elbette. geçip sakin bir yere oturuyoruz. siparişler verililiyor.

ortalığa bakıyorum; dans eden, yiyişen, dans etmenin bahane olduğu insanlar.. herneyse diyerek yudumluyorum.

saat onikiye geldiğimizde; çoktan kafayı çekmiş hatunlar, erkekler salınıyorlar. gerisayım olayında birde zıplayanlar var. gülmüyorum, sadece suratımda hafif tebessümsel çizgiler var. saçma.

gece sürüyor..

gece bitiminde herkese ”veri kırismıs” lar dağıtıyoruz.

yetersiz libido

kaç zaman oldu diye geçirdim aklımdan. aslında o anda en son ne zaman bir kadına ilan-ı aşk ettiğimi düşünmem, mekanın alakasızlığı bakımından yersizdi. fakat bazen olur böyle şeyler. hiç olmayacak yerde, olmayacak şeyler düşünür ve olayı biraz daha abartarak olmayacak şeyler zırvalarsınız. feci halde rezil olursunuz fakat bu çokta umrunuzda olmaz. tabii gerçekten umur mekanizmanın laçka ise. orada, o düşünceler içinde boğulmam safi ahmakçaydı. karşımda oturmuş, bacak bacak üstüne atarak ona uzattığım dosyayı göz ucuyla inceleyen bu zarif ve çekici kadının karşısında bunları düşünüyor olmam..

bacaklarını indirdi ve bakışlarını dosyadan çekip gözlerime iliştirdi. bir sigara yakıp gözlerimi süzmeye başladı. -dumansız hava sahası sanırım burada geçersizdi- kadın resmen gözlerimi kesiyordu. bu saçmaydı, kurguladığım fantezilere göre odak noktası gözlerim olmamalıydı. hayatımda gördüğüm en iyi sigara içen kadındı. tanrım, hala bakışları gözlerimdeydi.

-dosyada ilginizi çeken şeyler oldu mu?
-evet, göz rengin ile sigara markan.
-o bilgilerin senaryo taslağımı içeren dosyamda olduğuna emin misiniz?

tuhaf bir kahkaha patlattı. kulağıma tecavüz edercesine atılmış bir kahkahaydı. beni önce tahrik etmek istediğini sonrada küçümsediğini iddia eden bir kahkahaydı. bakışlarımın, görüşmede ki ilk dakikadan bu yana hep aynı donuklukta kalmasından kaynaklanan hayalkırıklığı onun işini yapmasını engelliyordu.

-kadınlar ilginizi fazlasıyla çekiyor sanırım. (bakışları biraz daha aşağı kaymıştı)
-bunuda nereden çıkardınız?
-bakışlarınızdan.

neden oyun oynuyorduk ki, buraya geliş amacım ile aramızda geçen diyaloglar arasında dağlar kadar fark vardı. bakışlarımda ki donukluk hala geçmemişti. ve o kadın, aynı bakışlardan her saniye farklı şeyler algılıyordu.

-senaryo ile sormak istediğiniz bir soru var mıydı?
-işime yaramaz.

lanet olsun! yine aynı saçmalık. bu kadını biliyordum ve onu düzmeye yeltenmediğim için üzerinde aylardır kafa patlattığım senaryom bulunduğum bölgede ki tek işveren tarafındanda reddedilmişti.

seneye bu zamanlar bir senaryo daha yazacağım ve o berbat kahkahaya sahip, aslında hiçde çekici olmayan kadın hala o sandalyede oturuyor olursa, bu sefer kafasına poşet geçireceğim.

sıkıntıyla dışarı çıktım, bir sigara yaktım ve caddeye bakarak şöyle dedim;
-boşversene oğlum, sen kendi hayat filmini zaten oynuyorsun. her ne kadar berbat bir film olsada.. hadi biraz içelim..

sonunu bilmediğim bir sokağa dalıp, başını bilmediğim bir caddeye çıkmak üzere yol aldım..

tam bu sırada

gazipaşa’nın ücra bir birahanesinden çıkmış yürüyorduk ta ile. yolun karşısına geçip belediye tiyatro salonuna gitmek üzere sallana sallana yürüyorduk. sallantımız biradan felan değildi. yüzüme vuran soğuk hava ve ta’nın berbat sohbetine benim keyifsizliğim eklenince sallanmak düzgün yürümekten daha çekici geliyordu. saçma olabilir, ama o an zevkli gelmişti. ceplerimi karıştırıp bozuk para çıkardım ve bir paket sigara aldım. ta yeni başlıyordu sigaraya, tüm uyarılarıma rağmen yinede içiyordu. (aslında yalan söyledim başlasın istiyordum, hep millet benden otlanacak değildi) soğuktan dudaklarım feci halde kurumuştu, ellerim üşüyordu ve sigara jelatinini titreyek açtım. birer tane yaktığımız sırada tiyatronun önünde bulunuyorduk. yarısında yere atmayacak kadar tasarruflu insanlardık, tüm paketi çöpe atabilecek kadarda ahmak. herneyse, ta acemi acemi içiyor ve ben büyük bir ustalıkla dumanla adeta sevişiyordum. (bok varmış gibi anlatmaya bayılıyorum, aman ne büyük marifet)

salondan içeri girip afişlere bile bakmadan doğrudan gişeye yöneldik.

-moruk, bize iki bilet. uçurtmanın kuyruğu’na.

ta’nın bu ”moruk” lafına uyuz olmuyor değildim, ama kafasına göre takılmasıda iyiydi. aslına bakılırsa bu oyundaki caner adlı elemanı pek sevmem, ta’nın dizilerde oynayan oyuncuların tiyatro oyununa olan düşkünlüğü yüzünden ve benim bir tiyatro oyuncusu olarak herhangi bir oyunu izleme potansiyelim yüzünden bu oyuna girecektik.

seanslarla ilgilenmedim zaten genelde tek seans oluyordu. ama bu herifler medyatik adamlardı yahu belkide günde bir iki matine bile çevirebilirlerdi. sanmam, haftada bir matine felandır.

herneyse, ilgilenmedim ve dışarı yöneldim. ta yanıma gelip daha yirmi dakika olduğunu söyledi. bir sigara daha yakıp kafamı salladım.

-moruk neden konuşmuyorsun” diye tısladı ta,

yoldan arabalar geçiyordu, duman gözümün önünü kaplıyordu ve tüm ihtişamıyla cadde gözlerimde büyüyordu. kendimi birşeylere bakıyorken bulmak, olası tüm dertleri bir an olsun unutabilmenin ilk adımı gibi geliyor bana. ve herşeye s.ktir çekip bir tiyatro oyununa girerek beynini boşaltmak, huzur kelimesini tam doldurmasada kısa bir zaman diliminde nefes almamı kolaylaştırıyordu..

"babannemin odamı lavabo olarak kullanma ritüeli… berbat sesime rağmen caz söylemeye çalışmam kadar hayatla alakasız.."

Eytişimsel Yardırma

İb: senden nefret etmek olası birşey şu sıralar.
Ta: haklısın, bende.
İb: senle benden sahne partneri olur mu lan?
Ta: nasıl lan? senle ben ajdarla alev alatlı gibi oluruz .mk
İb: Ohaaa adsadsadşldasdas.

"bu tumblr olayına bakıyorum şimdi, yeni bir karalama eğlencesi olabilir. teşekkürler fotoğrafçı."

yeni bebeğim

bu tumblr oyuncağını, ailecenek takip ettiğimiz bir fotoğrafçının twitter zımbırtısından yola çıkaraktan buldum.

(itiraf:yalan söyledim ailem fotoğraflara pek ilgi göstermez.birbenvarımanlıyormusun)